Mononoke – Hime

Bir Hayao Miyazaki animesi daha, Türkçeye Prenses Mononoke olarak çevrilmiş. Yok olmaya yüz tutmuş bir kabilenin son prensi Ashitaka, vücudundaki bir madde yüzünden çıldırmış domuz görünümlü bir tanrıdan köyünü kurtarmak için savaşırken kolundan yaralanır. Köyünü kurtarır, domuzu öldürür fakat köyün bilge kadını yarasıyla birlikte lanetlendiğini yaranın yavaş yavaş yayılıp en sonunda domuz gibi çıldırarak ölmesine sebep olacağını söyler. Uzaklarda derdine deva aramak için yola çıkar Ashitaka. Ormanın ruhunun onu iyileştirebileceğini öğrenince onu aramaya başlar. Ormanın ruhuna karşı savaşan Demir şehriyle tanışır. Ve de prenses Mononoke ile. Animeyi izledim bitirdim, ne alaka dedim mononoke hiçbir yerde geçmiyor çünkü. Prensesin adı San aslında. İnternette biraz dolanınca anladım ki mononoke Japoncada ruhlar veya canavarlar anlamına geliyormuş (kendim araştırmış değilim biri öyle demiş). Düşününce mantıklı geldi çünkü prenses San ormanın ruhunun ve hayvanların yanında, insanların karşısında olan bir karakter. İnsanlar ve hayvanlar savaşıyor animede. Ashitaka ise bu savaşa ve kine bir anlam veremiyor. Animenin sonu da Ashitaka’nın istediği gibi bitiyor. Birden bire bitiverdi gibi geldi bana, Spirited Away’de de böyle hissetmiştim, birşeyler yarım kaldı gibi, devamı gelecek gibi. Ama bitiverdi. Güzeldi, izleyin derim.

Ashitaka ve San.

Bu da ufak bir trailer:

Mutlu Bayramlar…

 

Bir bayramda daha yolardayız. Gurbet ellerde olmanın getirdiği bir zorluk, kısa sürede çok uzun mesafeler katederek, sevdiklerimizi görmeye, bayramlaşmaya gidiyoruz. Uzun yola gitmek zor olsada, bayramda insanın değer verdikleriyle buluşması çok güzel birşey. Hele de uzakta yaşayan biriyseniz, bayramlaşmalar daha bir sıcak daha bir yürek ısıtıcı oluyor. İzmir’le bayramlaştık şimdi Eskişehir’le bayramlaşıyoruz, yarın sıra Ankara’da 🙂

 

Herkesin Kurban Bayramı mübarek olsun, sevdiklerinizle birlikte mutlu, huzurlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle…

İyi bayramlar.

 

Chuno (Slave Hunters)

Yeni dizim, Chuno. Yedinci bölümdeyim. İlk başta esas oğlanı slave hunter olarak görünce bu ne falan olmuş yakıştıramamıştım. Slave hunter denilen mesleği yapan adamlar, Kore tarihinde Joseon döneminde, evinden – sahibinden kaçan köleleri yakalayıp geri getirmeyi kendine iş edinmiş insanlar. Bana göre pek de hoş bir meslek değil. Bırakın canım kaçabilenler kaçsın niye geri getiriyorsunuz derken bir baktım bizim oğlan beni duyuverdi. Amaaa her zaman duymuyor. Dizinin konusunu izleyerek çok anlamadım, en açıklayıcı anlatım wikipediadan geldi, imdadıma yetişti. Meğer kafamda ne çok boşluk varmış konuyla alakalı! Neyse şimdi anladım ya sonrasını daha bir özüne inerek izlerim artık! Güzel, sürükleyici bir dizi. Bakalım ne kadar sürecek bitirmem.