uzun bir aradan sonra

geldim yine. Naptım bu arada, en sonunda Queen In Hyun’s Man’i bitirdim. Bu kadar uzun sürmesinin en birinci sebebi; indirdiğim bölümlerin içinde reklamlar kesilmemişti, ama alt yazıların süresi  reklamsız olarak ayarlanmış, bilgisayarın karşında izlemek gerekiyordu ellerim sürekli alt yazı süresi ayarlama tuşlarında. Böyle bir problemim olmamış olsaydı çoktan bitirirdim. Çünkü normalde, televizyona takıyorum hard diski ve bir taraftan ütü yaparken veya taze fasulye ayıklarken bir taraftan da dizi izleyebiliyorum. Bu dizide bunu uygulayamayınca bitmedi bir türlü. İzleyesim gelmedi, soğudum. Halbuki güzel bir diziydi. Herkesler izledi ama siz izlememişseniz ve bu yazıyı okuyorsanız izleyin derim ben. Ji Hyun Woo ne kadar uzun boylu bir arkadaşmış kendisi (187 cm), kızımız yanında ufacık kalıyordu 😀 bakınız:

Aslında pekçok yerinde çok hoşuma giden diyaloglar olmuştu ama bölümler arası geçen süre benim için çok uzayınca şimdi toparlayamıyorum. sonlara doğrudan bir tane sadece:

Bu arada bir de anime izledim, izledik kardeşimle birlikte: Another. Hikaruivy‘nin blogunda okuyup merak etmiştim, aslında tırsarım korku – gerilim türünden. Çoook eskiden, gençken bir sürü korku kitabı okumuşluğum vardı, en son Stephan King’in The Shining – Medyum’unu okuyup, göremediğim yerlerden garip yaratıkların beni izlediği fikrine kapılmaya başlayınca bıraktım korku işlerini. Bir de evlendim evleneli evde yalnız sabahladığım çok oluyor, bu yüzden biraz da çok bulaşmıyordum. Kardeşimin verdiği güvenle – bu sene yalnız kalmacalar yok, kendisi biz de ikamet ediyor – ve merakla another’ı izledim. Güzeldi, merak uyandırıcıydı ve biraz ürkütücüydü. Yukito Ayatsuji’nin 2009 basımı kitabından önce mangaya sonra da animeye uyarlanmış. Romanın kapak resmi sizin için:

çok ürkütücü değil mi? Animemizde Tokyo’dan Yomiyama’ya bir seneliğine gelen bir çocuğumuz var. Babası işleri için Hindistan’a gider, Sakakibara da Yomiyama’ya büyükannesi ve büyükbabasının yanına gelir. Yomiyama orta okuluna da transfer edilir. Okulda hiç kimsenin konuşmadığı, yokmuş gibi davrandığı Mei Misaki’yle karşılaşır ve merak duyar. Şahsen ben öyle bir tip görsem napardım bilemiyorum bi de üstüne benden uzak dur dese.

bakmayın burdaki resimde öyle şirin göründüğüne. Merak kediyi öldürür derler ya, acaba Sakakibara’ya merak neler yapıyor diyor fazlaca anlatmıyorum. Kardeşimin de benim de anime bitince söylediğimiz ilk şey “seneye ne olacak peki?” oldu. Devamı gelmeye çok müsait bir konusu var zaten bitirirken de açık bırakmışlar. Buyrun size bir kaç resim:

bu da açılışı:

another

bu yazıyı dün yazmayı planlamıştım elde olmayan sebeplerle bu akşama kaldı, bahsetmeyi düşündüklerimin de çoğu uçtu gitti dünden bugüne. Bu kadarmış yazılası olanlar napalım.

eve temizlikçi…

Daha önce ihtiyacım olmadığı için bu sektörle ilgili hiç birşey bilmiyorum. İşimi değiştirdiğimden beri çok yoğun çalışıyorum nerdeyse 1 saat hariç 8:30 – 17:00 ayaktayım sürekli ve çok yoruluyorum. Bugün, evdeki temizlik faslından sonra, hafta sonları yarım gün bir bayan çağırmaya karar verdim. Birilerine sormadan evvel bir internete sorayım dedim tabii 🙂 Yarım gün gelen çok fazla insan yok sanırım Ankara’da. Her neyse forumları okurken bu konuyla ilgili bir de ilan sayfasına rastladım. Hem iş verenlerin hem iş arayanların ilan verdikleri bir yer. Haa bir bakayım belki birini bulabilirim diyip başladım okumaya. Çok ilginç ilanlar var ya. Allah akıl fikir versin. Bir kaç örnek vereyim, yorum sizlerin…

Resmini de koymuş bir beyin ilanı: YÜKSEKOKUL MEZUNU, 50 YAŞINDA, ASLA İÇKİ VE SİGARA KULLANMAYAN,İSTANBUL MALTEPE DE BULUNAN BEKAR BEY EVİNE GEREKTİĞİNDE YATILI KALABİLECEK, HAFTADA BİR VEYA ANLAŞMAYA BAĞLI OLARAK BİRKAÇ GÜN ÇALIŞABİLECEK 36-45 YAŞ ARALIĞINDA YARDIMCI BAYAN ARANMAKTADIR.İLGİLENENLERİN BU İLANA MESAJ ATARAK KENDİLERİNİ DETAYLI BİR ŞEKİLDE TANITMALARINI, ŞÖYLE Kİ, YAŞ, MEDENİ DURUM,ÇOCUK,İKAMET SEMTİ,BAŞKACA BİR İŞİ VAR MI? EĞİTİM DURUMU, İÇKİ VE SİGARA KULLANIYOR MU? YATILI KALABİLİYOR MU? GİBİ BİLGİLERİN GÖNDERİLMESİ RİCA OLUNUR.

(Kopyala – yapıştır yaptığımdan dolayı büyük harftir.)

Bu da başka biri: ben 38 yasındayım yalnız bır beyım guvenılir haftada 2 gun calişacak bayan masajda yapabılecek 20   40yaş.

Üçüncüsü, günlük 250 veriyor hem de: merhaba ben … 30 yaşında bakımlı yakışıklı maddi durumu iyi olan bir erkegim ev temizligine yardımcı olacak samimi içten modern rahat tavırlı bir bayan arıyorum anlaşabilirsek haftada iki defa çagırıcam.

Ben de mi bir tuhaflık var bu ilanları yazanlarda mı? Yok yok bakın bir de böylesi var : 46 y beyım avcılarda yalnız yasıyorum evıme haftada 1 gun 3 saat temızlıge bayan arıyorum guvenılır olsun …. telım avcılardayım guvenılır  bayanlar arasın.

Ben herhalde bu temizlik işlerini bilmiyorum acemisiyim ondan, diye düşünüp konuyu çok ırgalamadan bitiriyorum burda ve kendi ihtiyacıma yönelik arayışıma dönüyorum efem… hoşça kalınız…

dizi mi bitirdim ne!

Dört bölümcük ama olsun, dizi dizidir 😀 Kaç zamandır dizi izleyemiyorum. Queen In Hyun’s Man başladım hala 12. bölümdeyim, bitiremedim. Beğenmediğimden değil, beğendim diziyi ama vakit bulamaz oldum, meşgul insanım artık 🙂 Bu dört bölümcük diziyi de tatilde uzun yolda, arabada, telefonumdan izledim. Dizimizin adı Friends. 2002 yapımı dizide esas oğlanı Won Bin (Kim Ji Hoon), esas kızı da Fukada Kyoko (Asai Tomoko) oynuyor. Biri Japon biri Koreli, ikisi de bir diğerinin dilini bilmeyen çiftimiz, Hong Kong’ta kötü bir olayla karşılaşıp, tanışıp, arkadaş oluyorlar. Herkes memleketine dönünce de emailleşmeye başlıyorlar. Yazarken daha bir kolay kendilerinden bahsediyorlar. Örneğin, Hong Kong’ta birbirlerine meslekleriyle ilgili yalan söylerken, sonrasında emaillerinde kendi dünyalarını daha dürüst sergiliyorlar birbirlerine. Veee uzaktan uzaktan aşk olur mu demeyin, oluyor işte. Dört gözle bilgisayar başında beklemeleri çok güzeldi. Ahhhh gençlik günlerimi hatırlattı. Ben de telefonuma bakardım, ne zaman bipliycek, ne zaman çalacak diye. Yaşlandık mı ne? 🙂 Dizi dört bölüm ama içine 15 – 16 bölümlük dizilerin tüm olay sıralamalarını sığdırmışlar. Güzel miydi? Güzeldi bence, dört bölüm sıkmıyor insanı zaten hemen bitiveriyor. Bi de Won Bin oynuyor! Kız da çok güzeldi, Korece konuşması da çok şirin geldi bana.

Bu da ost’sinin sözleri, şarkını adı “One”, söyleyen  Lee So Jung;

When I saw you for the first time
I knew you were the one
You didn’t say a word to me
but love was in the air
When you held my hand
pulled me into your world
from then all of my life
has changed for you
now I never feel lonely again
‘coz you’re in my life
Love, how can I explain to you
the way I feel inside
when I think of you
I thank you for everything that you showed me
Don’t you ever forget that I love you
Love, I know that someday will soon
you’ll be right next to me
Holding me so tight
so I’ll always be yours
although we can’t be
together now
remember I am here for you
when I know you’re there for me
Whenever I long to be with you
I just close my eyes and pretend you’re here
I see you I touch you I feel you
I will
nothing can ever change
what I feel inside
How long must I be far away from you
I don’t know dear but
I know we are one

Ve bir kaç resim:

Yukarıdaki sahne Hong Kong’taki karşılaşmalarından.

Bu da asker Won Bin 🙂

Hadi hoşçakalın…

ben geldim :)

Uzunca bir aradan sonra herkese merhabalar!

Bayramı izinle birleştirdik, gezdik, çalıştık ! geldik 😀 Arife günü Ankara’dan kardeşimle birlikte Eskişehir’e doğru yola çıktık. Eşimin işi vardı o bir gün sonra geldi 😦  Sivrihisar’a gelince araba bozulmaz mı? Hayda! Arabamız dizel, şarj kayışı koptu. Arabanın aküyle ilgisi – alakası kesiliverdi. 90 kilometre yolu kazık gibi direksiyon, çalışmayan farlar ve klima ile gittim. Sürekli telefonda bir eşim, bir Eskişehir’de babamla konuşa konuşa güç bela Eskişehir sanayisine gittik. Sağ olsunlar hemen yeni kayış taktılar, kayışın sarılı olduğu kasnak yalpalayarak dönüyormuş, ondan olabilir dediler. Başka bişey bulamadılar. Arife günü olunca da kasnağı değiştiremediler. İki gün sonra da İzmir’e yola çıkacağız, az buz yol değil, 500 küsür kilometre. İnsan korkuyor. Allah’tan sağlam kayış takmışlar, bir sürü yol yaptık, geri Ankara’ya geldik, bir daha kopmadı.

Herneyse, bayramın birinci gününü Eskişehir’de geçirip, ikinci günü İzmir yollarına vurduk kendimizi. Kayınvaldemin de bayramını kutlayıp, başladık hem bayram gezmelerine hem de kışlık erzak hazırlığına. Bi sürü bi sürü domates suyu ve salça yaptık. Kışın afiyetle yiyeceğiz, hımmmm çok güzel oldular. Bir de şeftali suyu yaptık. Şeftalileri soyduk, robotttan geçirip şişeledik. Sonra da kaynattık suyun içinde. Geçen sene de yapmıştık. Kışın açıp içiyoruz, tazecik dalından yeni kopmuş şeftali tadında oluyor, hem de katkısızından 😀 Haaa bi de kızılcık kaynatıp sıcak sıcak kavanozladık onu da kışın içiçez 🙂 Ne çok şey yapmışız. Eşim de ben de doğalından yemeyi seviyoruz, tüm bu emekler onun için. Biz İzmir’deyken benim annem ve babam da geldi, gezmeler tozmalar çoğaldı. Ama sonuna doğru annem hasta oldu. Ağrılı ishal salgını varmış, kadıncağız ağrıdan duramadı. Doktordu – serumdu derken babamla birlikte Eskişehir yolunu tuttular. Ben de bir kötü evlat 😦 Didim – Akbük’e gittim. Ama bana “daha iyiyim siz gidin bizim yerimize de gezin” dedi kendisi giderken, onun için gittim gerçekten 🙂 Zaten hepi topu 3 gececik kaldık. Çok güzel bir yerdi, sakin sessiz. Kafa dinlemelik. Denizi de çok güzeldi, mavi bayraklı. Ama denize giremedik. Denedik ama ben en fazla 10 dakika kalabildim. Deniz soğumuş geldi bana, o 10 dakika içinde dişlerim birbirine çarpa çarpa kırılacaktı. Zangır zangır titreyince eşim kıyamadı bana hadi gidelim gezelim biz de dedi. Ama çok güzel yerlerdi, kıyıdan devam edince Akbük, sonra Bozbük, denizleri çok güzeldi. Çakıllı sahilleri de var, kumlusu da. Bu arada ben yine uyuzluğumu gösterdim, yok efendim orda yosun var ben ayağımı değdirmem, yok kulağıma su kaçtı, zaten hepi topu 10 dakika kaldık denizde. Denize giremeyince günü birlik Bodrum’a gittik, ne melem birşeymiş bir görelim dedik. Çatısız beyaz evleriyle bana Türkiye değil de Yunanistan’da bir yerdeymişim gibi hissettirdi. Bizden bir yer gibi gelmedi yani, beğenmedim. Zaten Türkten çok yabancı vardı. Sonraki gün Didim’e şöyle bir bakındık, orası daha bir bizim kasabamızdı, Bodrum’daki havadan farklıydı, ya da ben öyle hissettim. Üç günlük tatilimizde böylece bitmiş oldu.
Eskişehir’e kollarımda ve bacaklarımda hatta sırtımda (nasıl girdiler hala çözemedim) bol miktarda sivri sinek ısırığı ile birlikte döndüm. Benden başka da kimsecikleri ısırmadılar. Tüm öğünlerinde beni kullandılar. Sadece bir kolumda 11 ısırık vardı ya! Nedir bunun hikmeti çözemedim, neden ben başkası değil, ne var kanımda başkasında olmayan? Elimde imkanım olsa araştırırdım yani o derece merak ettim. Yüzümde bile vardı ya! İki gece de Eskişehir’de kalıp dün evimize döndük en sonunda, evim evim güzel evim benim, ah burnumda tüttü, İzmir’deki sıcak ve sivrisinekler yüzünden… Bugün de paşa paşa işe 🙂

Bir kaç resim ekleyeyim sizlere:

Didim’den Akbük’e giderken, rüzgar türbünleri.

Karşıdan Akbük

Akbük – Bozbük arası biryer

Akbük, karşıdan

Akbük’ün tepesinden deniz

Kıyıdan adaya geçiş

Akbük

Adacık

Akbük

Bodrum kalesi

Akbük

Akbük

Didim, Altınkum

Eskişehir, Şelale Parkı

Eskişehir, Şelale Parkı

Eskişehir, Şelale Parkı