Diziler

Daha önce bahsetmiştim, oğlanı uyuturken bir sürü dizi izledim diye. Yazamadım, çünkü bizim oğlan kucağımda uyuyordu hep. Şimdi kendisi ayaklarımda uyumaya terfi etti, ellerim boş kaldı 🙂 Neler izledim kısaca yazayım, son 6 ayda o kadar çok dizi izledim ki ayrıntılarını, nerelerini sevdim nerelerini beğenmedim unuttum. O yüzden çok fazla yorum olmayacak:

  • A Gentleman’s Dignity: 2009 – 2012 arası çalıştığım iş yerinde inanılmaz çok boş vaktim oluyordu. Akşam saat beş olmazdı bir türlü. O ara inanılmaz dizi izleyip, bir sürü kitap okumuştum. Sınırsız interneti olan bir iş yeri düşünün 🙂 2012 yazı iş değiştirdim. Çok yoğun bir iş ortamına geçince dizilerim de kitaplarım da kaldı. A Gentleman’s Dignity 2012 de iş değiştirmeden önce son indirdiğim diziler arasında, ancak doğumdan sonra izleyebildim. Güzeldi, sevdim.
  • 49 Days: Nedense hep çok melodram gibi gelmişti, izlememiştim bu yüzden. Sonunda kıza ne olmuştu şimdi bir türlü hatırlayamasam da diziyi sevmiştim!
  • 18 vs 29: Rastgele seçip de izlediğim bir diziydi, sevip sevmediğimi hatırlayamıyorum ya, ne oldu benim hafızama?
  • I Do I Do: Kim Sun Ah için izlediğim bir diziydi, eğlenceliydi. Bu kadının her dizisini – filmini izledim zaten. Seviyorum kendisini.
  • Gaksital: İş değiştirmeden önce, son indirdiğim diziler arasındaydı. Çok sevdim. Joo Won ve Park Ki-Woong acayip rol yapmışlar, bu dizi yüzünden ikisinin de başka dizilerini izledim ama buradaki canlandırmaları- ciddiyetten sanırım- bir başka geldi bana.
  • 7th Grade Civil Servant: Gaksital yüzünden izledim, fena değildi.
  • Full House Take 2: Gaksital yüzünden izledim. No Min-Woo hayııır diyorum. Ben dizilerde adam gibi adam seviyorum galiba.
  • Arang and The Magistrate: Lee Jong-Gi ve Shin Min-A, ikisini de severim, diziyi de severek izledim.
  • Flower Boys Next Door: Yani şimdi ne desem bilemedim…
  • I Can Hear Your Voice: Lee Jong-Suk’u önce tanıyamadım, meğerse Secret Garden’dan tanışıyormuşuz. İzlenebilir dizilerden.
  • Who Are You: TaecYeon’un dansı olmasa da kendisini görmek güzel. 
  • King 2 Hearts: Ha Ji-Won’u da Lee Seung-Gi’yi de severim, güzeldi ama sonunda karakterlerden birini niye öldürdüler, hala kabul edemedim adamın ölüşünü. 
  • Wild Romance: Buradaki Kim Tae-Han ve Kim Dong-Ah çiftine bayıldım 🙂
  • To The Beautiful You: Hana Kimi’yi de izledim, karşılaştırma yapmayacağım, durun bir tane yapayım, Kore versiyonunun yurtları daha bir havalı 🙂 ikisi de güzeldi.
  • He Who Can’t Marry: Jo Jae-Hee’yi çok sevdim ben ya.
  • Pasta: İkinciye izledim, birkaç sene sonra tekrar izleyebilirim.
  • Cheongdamdong Alice: Moon Geun-Young, ben bu kızı sevemedim bir türlü ya. 
  • The Heirs: Kim Woo-Bin yeni dizilerde görmek isterim.
  • Bel Ami: Jang Keun-Suk, artık pretty boy değil benim için, Lee Jang-Woo is more prettier, more cuter. Son iki bölümünü izlemedim, izlemeyi de düşünmüyorum. 
  • Master’s Sun: İlk kez So Ji-Sub izledim, beğendim. The Greatest Love’ı anımsattı dizi. 

 

Arada neleri unuttum bilmiyorum, Japon dizileri de izledim ama şu an ekleyemeyeceği. Bu postu yazmaya sabah başlamıştım, şimdi akşam 6 oldu. 

Güzel, sıkmayan, boğmayan dizi aranıyorrrrr!

En sonunda bir kitap okudum…

Image

 

 

Kaplan Anne’nin Zafer Marşı

Çin’den Amerika’ya göç etmiş, 4 kız çocuklu bir ailenin en büyük kızı Amy Chua’nın kendi kızlarıyla olan gerçek hikayesi. Annesi Amy ve kardeşlerini Çin usulü yetiştirmiş, Amy de kendi kızlarını aynı usulde yetiştirmeye çalışıyor ama işler bir yerden sonra yolunda gitmiyor onun için: küçük kızı 13 yaşına gelip de isyan bayrağını çekince. Çin usulü annelik de nedir derseniz işte birkaç ipucu:

  1. Yatıya kalmak yok.
  2. Televizyon izlemek veya bilgisayarda oyun oynamak yok.
  3. Okulda tiyatro gibi faaliyetlere katılmak yok.
  4. A’dan düşük not almak yok.
  5. Piano ve kemandan başka bir enstrüman çalmak yok.
  6. Piano ve keman çalmama gibi bir durum yok.

gibi…

“bir anne ya da baba olarak çocuğunuza yapabileceğiniz en büyük kötülük onun vazgeçmesine izin vermektir.” diyor Amy ve kızlarını deli gibi çalıştırıyor. Kendisi de onlarla birlikte çalışıyor. Amy’nin azmine hayran kaldım, Yale’de hukuk profesörü, ders veriyor, kitap yazıyor, kızlarının çalışmaları sırasında da yanlarında bulunuyor. Herşeye nasıl yetişebiliyor? 

Kitap çocuğunuzu şöyle yetiştirin böyle disipline edin tarzı birşey değil. Eğlenceli, ben bir çırpıda okudum. Ben vakti zamanı gelince oğlum için ne seçimler yaparım veya onun seçmesi zamanını mı beklerim bilemiyorum ama, çalışmak denilince şu satırları unutmamış olmayı diliyorum:

“Örneğin bir çocuk bir sınavdan A- alırsa, Batılı ebeveyn muhtemelen çocuğa aferin, diyecektir. Çinli anne dehşet içinde, ne oldu diye sorar. Eğer çocuk B alırsa, bazı Batılı ebeveynler hala çocuğa aferin, diyebilirler. Diğer Batılı anne babalar çocuğunu oturtup memnuniyetsizliklerini dile getirirler, ama çocuğun özgüvenini kırmamaya ya da ona kendini yetersiz hissettirmemeye çok özen gösterirler….Batılı anne  ve baba kendi aralarında konuştuklarında, çocuğunun sınavlarda başarılı olamadığından, bu konuya yeteneği olmadığından ya da müfredatta ve hatta tüm okulda bir problem olduğuyla dertlenirler.

Çinli bir çocuk B alırsa – ki bu asla olmaz – önce bağırış çağırış, sonra da saç yolma seansları gerçekleşir. Üzüntüden harap olmuş Çinli anne onlarca, belki de yüzlerce test alır ve çocuğun notu A’ya çıkana kadar oturup onu çalıştırır. Çinli ebeveynler çocuklarından mükemmel notlar beklerler, çünkü çocuklarının o notu alabileceğine inanırlar. Eğer çocuk en iyi notu almazsa Çinli ebeveyn bunun, çocuğun yeterince çalışmadığından kaynaklandığını düşünür.”

 

Bu arada Amy Harvard hukuk, kız kardeşleri de Harvard ve Yale mezunu!

 

:)

Ne kadar uzak kaldım bu dünyadan. Oğlum 4 ay + 1 haftalık oldu 🙂

Çok şükür artık iyiyiz. Daha önce yazmıştım anne karnında kan veriliyor diye. Doğmadan önce 5 kez kan verdiler oğluşuma. 35 haftalıkken de sezeryanla doğurttular. 1 hafta yoğun bakımda kaldık, 2.5 aylık olana kadar 4 kez hastaneye yattık, her seferinde kan verdiler yine. Şimdi kan değerlerimiz normale döndü. 

Artık problemlerimiz başka: kilo almıyor bu çocuk ya, hani hiç tombikleşmiyor; hani gittikce gece uyanmaları azalacaktı, bizim oğlan niye tersine gidiyor? gibi. Tırnaklarına varana kadar hık demiş babasının burnundan düşmüş, asıl benzemesi gereken uykusu – uykusuzluğu bana benzemiş 😦 Bu kadar mı tavşan uykusu olur, bu kadar mı uykusu gelir de direnilir uykuya yaaa… Haliyle benim gözler de kıpkırmızı. Bir de keyfine düşkün, kucakta uyuyacakmış beyefendi 🙂 olsuuuun iyi olsun yeterki 🙂

O kucağımda uyurken, uyuyakalmamak adına dizi izliyorum. En kolayı o çünkü, play tuşuna bas ve sarıl oğlana 🙂 Bir sonrakine dizilerimi yazacağım ve oğlumla maceralarımı, şimdi o uyumuşken bana da uyku vakti…

Geldim…

Bir ayı geçti raporluyum, işe gitmiyorum. Bu süre içinde bebeiğimize dört defa kan verdiler. Bu aralar beşinciyi verecekler, gün aşırı kontrole gidiyoruz. Dün iki hafta oldu son kan verileli. Gerginim bu günlerde, genelde verilen kan iki hafta idare ediyor bebeği çünkü. Türkiye’de benim gibi etkilenmiş rh uygunsuzluğu vakasının çok nadir olduğunu düşünüyordum ama yanılmışım. Doğu illerimizde, anne – baba ihmali mi cehaleti mi diyeyim bilemedim, çok fazla rh etkileşim vakası oluyormuş. Hacettepe kadın doğuma sevk ediliyorlarmış genelde. Bu yüzden Hacettepede deneyimli iki doktor var. Sağolsunlar ilgileniyorlar ve bilgilendiriyorlar da.

 

Evde annemle babam var. Bana hiç bir iş yaptırmıyorlar. Bol bol vaktim var yani. Bir sürü anime izledim. Neler izledim bakalım:

1) Amnesia

05d9d90b7cc21b25a10fc697cb566af1.image.500x353

12 bölümlük bir anime, ilk on bölümü merakla izledim, acaba sonu nasıl olacak diye ama sonu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Yine de ilk on bölüm için izlemeye değebilir.

2) Kamisama Hajimemashita

41929

Bu da 13 bölümlük eğlenceli bir anime ben beğendim, sıkıcı geçen günlerime renk kattı.

3) Hakuouki serisi

hakuouki_shinsengumi_kitan_2 hakuouki_shinsengumi_kitan_02 hakuouki_shinsengumi_kitan_7_shinsengumi_02 hakuouki_shinsengumi_kitan_pictures Hakuouki-hakuouki-33936791-500-261

Video oyunundan uyarlanmış seri sırasını wikipedia sayesinde anlayabildiğim güzel ama sonu acı biten bir anime serisi. Birinci sezonun adı Hakuouki Shinsengumi Kitan, ikinci sezon Hakuouki Hekketsuroku. Sonrasında altı bölümlük OVA ve ilk sezondan öncesindeki olayları anlatan bir serisi daha var, Hakuouki Reimeiroku. Karakterlerini çok sevdim. Uzun saçlı hallerini daha bir sevdim 🙂 en çok resim bunda var niye acaba?! 🙂

4) Bokura Ga Ita

Niye izlediğimi bilmediğim bir anime, güzel vaktinizi boşa harcamayın derim.

 

Hadi hoşçakalın…

Merhaba

Çok zaman geçti, neler yaşandı bu arada neler? Hastane odasında sıkıntı basınca bloğum aklıma geldi. Cumartesiden bu yana dinleniyorum hastanede! İnsan hatasından kaynaklı bir problem yüzünden sıkıntı yaşıyoruz. Sağlık kadar önemli, geri dönüşü olmayan bir meslek olmasa da yaptığım iş insan hayatıyla direk ilgili olduğundan çok kızıp yorum yapmamaya çalışıyorum bu konuda. Allah korusun ben de bir hata yapabilirim diye. Bir bayanın kan grubunun yanlış analiz edilmesi ne demek onu yaşıyoruz. Negatif olup da aslında, pozitifsin denilip üzerine bir de pozitif kan verilince neler oluyormuş öğrendik. Bir de eşiniz pozitif ve siz de hamileyseniz. Rh negatif demek Rh faktörü bulunmaması demek. Rh negatif birine Rh pozitif kan verirseniz, vücut Rh ları zararlı bir madde olarak algılayıp zarar veren maddeyi yok etmek için antikor üretiyor. Veeee bir kere beyin bu antikoru üretince hiç unutmuyor bir daha, ne zaman karşılaşsa Rh la aynı antikoru salıyor hemen üzerine. Bu yüzden Rh negatif bayanlara ilk hamileliklerinde, vücut antikoru yapmayı öğrenmesin diye dışardan antikor veriyorlar, beyni kandırıyorlar yani. Çok da güzel yapıyorlar. Malesef benim beynim on küsür sene önce öğrenmiş bu antikorları yapmayı, ben kendimi Rh pozitif sanarken. Yaklaşık altı aylık hamileyim, sevgili bebeğim Rh pozitif ven ben onun kan hücrelerini yıkıyorum şu anda. Hafta sonu hareketleri azaldığı için hastaneye geldik, çok kansız kalmış. Azıcık kalan kanı yetiştirmeye çalışırken kalbi büyüyor bebeğin ve tedavi edici bir işlem yapılmazsa kalp yetmezliğinden hayata veda ediyor. Korkuyla geçen günlerin ardından dün sabah kordonundan babeğimize kan verdiler. Şimdi hareketleri biraz daha iyi olsa da doğuma kadar bu işlem bir kaç kez tekrarlanacak, çünkü annesi hala yıkıma devam ediyor 😦 hala gözlem altındayız, hastanede izin yapıyoruz! Kan nakline gelene kadar neler yapmadık ki geçtiğimiz haftalarda daha. Kaç doktor kaç hemşire seferber oldu bebek yaşamaya devam edebilsin diye. Onlardan da diğer bir yazıda bahsederim inşallah, bunu yazmak biraz zor oldu. Şu an bir sürü insan elinden geleni yapıyor bebeğim yaşasın diye, gerisi Allah’ın takdirine kaldı, canı veren, ömrü verecek olan O. Sizler de dua edin bebeğime lütfen.

merhaba..

Günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Bloguma bakamıyorum, takip ettiğim blogları da okuyamıyorum şu aralar. İş yerine yeni bir cihaz geldi, onu çözmeye çalışmakla geçiyor bütün zamanım. Kasım ayının sonuna gelmişiz hiç farkında değilim. Zaman akıp gidiyor. Geçen gün ömürdendir derler ya o misal ömrümüz akıp gidiyor işte. Bir ara döneceğim, bütün okuyamadığım yazıları oturup uzuuuuun uzun okuyacağım, şimdilik esen kalınız…

Mononoke – Hime

Bir Hayao Miyazaki animesi daha, Türkçeye Prenses Mononoke olarak çevrilmiş. Yok olmaya yüz tutmuş bir kabilenin son prensi Ashitaka, vücudundaki bir madde yüzünden çıldırmış domuz görünümlü bir tanrıdan köyünü kurtarmak için savaşırken kolundan yaralanır. Köyünü kurtarır, domuzu öldürür fakat köyün bilge kadını yarasıyla birlikte lanetlendiğini yaranın yavaş yavaş yayılıp en sonunda domuz gibi çıldırarak ölmesine sebep olacağını söyler. Uzaklarda derdine deva aramak için yola çıkar Ashitaka. Ormanın ruhunun onu iyileştirebileceğini öğrenince onu aramaya başlar. Ormanın ruhuna karşı savaşan Demir şehriyle tanışır. Ve de prenses Mononoke ile. Animeyi izledim bitirdim, ne alaka dedim mononoke hiçbir yerde geçmiyor çünkü. Prensesin adı San aslında. İnternette biraz dolanınca anladım ki mononoke Japoncada ruhlar veya canavarlar anlamına geliyormuş (kendim araştırmış değilim biri öyle demiş). Düşününce mantıklı geldi çünkü prenses San ormanın ruhunun ve hayvanların yanında, insanların karşısında olan bir karakter. İnsanlar ve hayvanlar savaşıyor animede. Ashitaka ise bu savaşa ve kine bir anlam veremiyor. Animenin sonu da Ashitaka’nın istediği gibi bitiyor. Birden bire bitiverdi gibi geldi bana, Spirited Away’de de böyle hissetmiştim, birşeyler yarım kaldı gibi, devamı gelecek gibi. Ama bitiverdi. Güzeldi, izleyin derim.

Ashitaka ve San.

Bu da ufak bir trailer: